Embed

Ramazan Bayramınız Bayram Ola...

 

 

Misafirimiz gidiyor O’na karşı yaptığımız kusurlara, yanlışlıklara rağmen, gelecek yıl’a daha güzel, bereketli geleceğini müjdeleyerek…


Ramazan gidiyor. Eski padişahlarımızdan birinin dediği gibi "Senenin on bir ayı hasreti çekilen" bu kısa ayların sultanı, bu sefer kimse farkına varmadan nihayete eriyor. Ve anlaşılıyor ki mübarek ayın sonundayız.



Çocukluğumda ramazanın yirmisinden itibaren, beni garip bir hüzün kaplardı. Oyunlarıma bir neşesizlik, çalışmalarıma bir isteksizlik gelirdi. Her sabah yatağımın içinden kalbimde bir derin acıyla uyanırdım ve kendi kendime "Bir gün daha gitti, bir gece daha gitti. Bugün yirmi beşi, yarın yirmi altısı, öbür gün..." daha ziyade sayamazdım. Bu bana yakınımdan birinin öleceği günü hesap etmek gibi acayip görünürdü. Müslüman evlerinde ramazanın son günleri bir hastanın son demleri kadar acı ve zor gelirdi. Herkeste sanki aile bireylerinden biri ölüm döşeğine yatmış gibi bir his hasıl olurdu. Teneffüs edilen havada bir yas kokusu kokuşurdu. Ve camilere gidilip ağlanırdı. Oraları hüzün ile taşan gönüllerin alabildiğine boşandığı yerlerdi.



Hiç unutmam bir gün -ramazanın sonlarına doğru idi- evimizin yakınında bir küçük camiye gitmiştik. Beyaz sakallı küçücük bir ihtiyar hoca vaaz ediyordu. Cemaat çok değildi. Fakat kürsünün etrafı pek samimi bir halka ile çevrilmişti. Vaizle cemaat adeta tatlı bir sohbete dalmış gibiydiler. Beyaz sakallı hoca diyordu ki:

-Ey din kardeşlerim! İşte ramazan-ı şerifin sonuna eriyoruz. Mübarek ay bizi terk edip gidiyor. Fakat bana öyle geliyor ki, o bu yıl bizden küskün ve muğber olarak ayrılıyor. Zira bu yıl geçen yıllardan daha çok günah işledik. Gelecek yıl günahlarımız daha ziyade artacak. Zira devirler değişiyor. Devirlerle beraber gönüller de değişiyor. Gitgide hepimizden Allah korkusu kalkıyor. Peygamberin emrine itaat azalıyor. Birtakım bidatler eski adetlerin yerini tutuyor. Kur’an-i Kerim’in yerine birtakım batıl kitaplara itikat ediliyor. Gençlerimizde terbiye kalmadı. Büyüklerimizin kalbinde, şefkat ve merhametten eser yoktur. Ey din kardeşlerim, günahlarımız başımızdan aştı. Mübarek ayın Allah katında bizim için şefaate yüzü kalmadı. Vay halimize, vay halimize!



Ve cemaatin arasında diğer bir ihtiyar başını iki elleri arasına almış hıçkırarak ağlıyordu. Diğerleri "Allah, Allah! Allah, Allah!" diyordu.



Bu vaaz dan sonra bende, hüzün rüzgarlarıyla birlikte cereyan eden bir düşünce başlamıştı. Başlayan düşünce akımının sonunda ise şu gerçeği bir kez daha ruhumda, fikirlerimde yenilemiş oldum. ‘İnsan doğar, büyür, yaşar ve ölür’…

Misafirimiz gidiyor, ama bize küs mü gidiyor barışık mı gidiyor onu bilmiyorum ama genel bir durum vardır, yapılmak istenir ama yapılmaz.



Ramazan gelmeden ben, ‘ben şunu yapacağım, bunu yapacağım…’ diye devam eder. Ramazan, on bir aylık yoldan gelir kapımızı çalar, bu defada bayrama ertelenir ve bayram için söylenir aynı şeyler. Sonra bayram gelir, çatar ve gider. Ama yapılan hiçbir şey yoktur. Bütün bunlara rağmen vefalı, bereketli misafirimiz, bunu hoşgörüyle karşılar ve bir sonra ki ziyaretine, yine kucağı dolu, ve bin bereketle gelir. Hiçbir şey eksiltmez cömertliğinden. Ama biz her nedense her geçen yıl o’na karşı cömertliğimizi kısarız, sanki bize kötülük yaparmışçasına. Bu sene de gidiyor Ramazan. O’na karşı yaptığımız kusurlara, yanlışlıklara rağmen, gelecek yıl’a daha güzel, bereketli geleceğini müjdeleyerek.



Elveda ey ramazan, elveda! Asır bizi aldattı, sen bize küstün. Halimiz ne olacak? Nerede şifa, nerede çare bulacağız? On bir ayı nasıl geçireceğiz? Senin bereketin olmadan. Bizi bereketinden, bolluğundan mahrum etme. Elveda evimizin bereketli, gönlümüzün vefalı, sadık misafiri…

ALINTI

İletiyi düzenle

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !