ANA
10/5/2009
ANA
Ana için derler, sonu yok ızdırabın...
Hep enîndir anada sesi, telin, mızrabın...
Fânîler arasında en muazzez varlıktır ana. O, yeryüzünde dolaşırken gökteki bir baş ve Cennet de ayaklarının altındadır. Pabucunun tozu gözlere sürme kadar aziz ve ayaklarına sürülen yüzler Arş eşiğindeki başlar kadar yücedir. Ana inleyen varlıktır. Bütün bir hayat boyu inleyen ve sızlayan... Onun analığı evlâtla kâim; “anam” diyen biriyle... Evlât olmayınca ana, ana değildir. Ya “anam” demeyince! Ananın emeli bir evlât, bazen de başka bir şeydir. Manâ gibi, ruh gibi, ideâl gibi bir şey...
Ana vardır, dünyaya getireceği yavruyu Hakk yoluna adar. Ana vardır, bir yavru ister, ister de elde etmeden inkisâr içinde gider. Ana vardır, izah edemeyeceği yavrunun hesabiyle iki büklüm olur ve “keşke daha önce ölüp de unutulup gitseydim” der. Ana vardır, evlâdıyla âbideleşir ve başı semaya ulaşır. Ana vardır, evlâdıyla derbeder ve perîşan olur. Ana vardır, firavun otağında bir milletin gözdesi. Ana vardır, Nebî hücresinde şeytan bendesi. Ana vardır, sessiz, belirsiz ve meçhûldür; fakat güller, çemenler yetiştirir. Ana vardır destanlara sığmaz; o, zihinlerde, sînelerde, göklerdedir. Ana vardır, kâğıttadır, kalemdedir, romandadır...
Toprak, tohuma ana; kaynak çağlayana; Havva insanoğluna; Meryem bir Ruh’a; Âmine bütün bir hakikate, varlığın sırrına, sırların özüne...
Ana–evlât iki vücud bir rûh. Evlât, ananın vücudundan bir parça, kucaklarda “gönül yakan sevgili”, emekleyen yumurcak ve nihayet birbirini takip eden ayrılışlarla, ana için sîneyi yakan bir kor, kalbe saplanan bir mızrak...
Gelişme dönemi, tahsil hayatı, askerlik çağı, bunların her biri, ananın yüreğini ağzına getiren bir ızdırap dönemeci. Ana, her zikzakta bir sürü gözyaşı döker: Yavrusunun okuma ayrılığına, izdivaç ayrılığına ve askerliğine... Evet, o, daima ağlar, daima buhurdan gibi tüter. Teselli bulup durduğu olduğu gibi, sel sel olan gözlerinin yaşında boğulduğu da olur. O, mukaddeslerine, vatanına, namusuna kurban verdiği yavrusunu armağan sayar ve teselli olur. Ya bir hiç uğruna ölene? İşte burada ananın dili tutulur.
Vay benim talihsiz anam! Kalbi rahatsız anam, kaddi bükülmüş, gözleri dolmuş anam; dizine vurup saçını yolan anam!
Artık ağlama anam! Gözyaşlarında meydana gelen bulutlar, tâ arşa kadar yükseldi. Bak şimdi orada şimşekler, burada rüşeymler... Dağınık kâkülünü düzeltmek için sana koşuyorlar. Biz hepimiz senin feryadına koşuyoruz. Dudağımızda kurtuluş nağmesi, elimizde Yusuf’un gömleği, çîn–i cebinine, yaşaran gözlerine sevinç müjdesi ile geliyoruz. Sessiz infiallerin dinsin diye, kanayan yaraların onulsun diye, bütün bir mücrimler topluluğu adına af dileyip eşiğine baş koyduk anam...!
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
2 yorum yazilmistir
16/5/2009 - hayırlı günler
Yazan: isimsizellerinize sağlık blogunuz çok güzel.güzel bir haftasonu geçirebilmeniz dileğiyle..hoşçakalın.
http://bilmiyorumbilmiyorum.blogcu.com
Bağlanti :: ::
11/5/2009 - slm
Yazan: kendimceana ; zannedersem kelimelerin yer almakta zorlandığı kelime ana...
her kez anası için bir çok şeyler yazmakta yada söylemekte ancak yazılanlar ve söylenenlerin hangisi gerçek yaşamlarında yer almıştır.Sorgulamamız gerekir.
örneğin abim dün gece telefon açtı anneler günün kutlu olsun diye.
mesafe mi sadece 2 km sadece 4 aydır gelip gitmez.
Annemin kalbi kalbinden kalp çıkarmış abim için her her daim atmakta
Abim ise atan kalbe sahiplenmiş
yorum sizin
her iki kalb de birlikte atmadığı müddetçe anne sevgisi
sanırım sadece anneler gününde olur.
kendimce
yüregine saglık kendimce..
Düzenleyen nasibim gün: 13/5/2009 saat: 06:30
Bağlanti :: ::






